
Birbirimize sarılıp ağladık. Bağıra bağıra ağladık, utanıp kendi içimizde hıçkırıklara boğulmadık. Bi süre sustuk. Gülmeye başladık, kahkalar attık.
Objeler ve mekanlar geçmişi hatırlatmak için varolurlar. Kırmızı oje, çok sevdiğim çiçekli elbise, onun diş fırçası, geçen kış aldığı şapka, çok hastalanmıştım aldığı ilaçların içinde bir not kağıdı; "İlaçların ne zaman içileceğini aşağıya not ediyorum. Sakın saatlerini geciktirme. Seni seviyorum."
Fazlasıyla unutuyorum. Not yazmış. Bazen sevdiğini de unutuyordum. İhanetini de. O da unuturdu. Ondan olsa gerek bi çöp kadın bi çöp adam çizip not etmişti "..... çok seviyorum". Hep unuturdu sevmeyi, bazen notlar hatırlatırdı sonra yine unuturdu.
Düğünler oluyor, sokakta çingeneler. Aralarına girip kayboluyorum onlardan biri olayım istiyorum, beni içlerine alıyorlar yokoluyorum onlar gibiyim bir an, boşveriyorum. Gökyüzü mavi, gözlerimi kapatıyorum hafif bi rüzgar, darbuka-klarnet sesi, kadınların kahkaları...
Famous blue raincoat, suzanne, ı'm your man, the future... Cohen geliyor şehrime. Çarşı yine çoşkulu (Beşiktaş şampiyon). Biraz daha seviyorum çingeneleri, Çarşı'yı, bu şehri, Cohen'i...

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder