25 Aralık 2009 Cuma

Çok kanadı, acıdı. Bekliyordum erken değil, tam zamanı. Yinede alışmak zor, alışmak insana dahil. Sustum. Hoşçakal!

7 Aralık 2009 Pazartesi

Kaçıyorum, farkında mısın?

Sen bana doğru attıkça adımlarını, hızlanıyor benim adımlarım bilmediğim bir zamana doğru. Soluğum kesiliyor, koşarcasına yürümek yeterli değil koşup kaçmak istiyorum yanından. Tek bir lafın beni geri döndürebileceğinden korkuyorum. Bazen yeterli sil baştan için tek bir kelime.

Karışık.

"Sen mi ararsın ben mi?"

.

22 Kasım 2009 Pazar

gönderilmemiş mektup

Hep böyle mi kalacağız? diye sormuştum çaresizdim, gitmek ne kadar güçtü, bir adım sonrası uçurum.

Yürürken bir akşam o kalabalık cadde de durmuştum bir an, 'yalnızım işte yine yalnızım' diye fısıldamıştım. Tuhaflığıma bakanlar da vardı, hızla koşarcasına yürüyenler de. Gözlerimi kapadım, yolun ortasındaydım. Haklıydın gözlerimi kapadığımda dünya durur sananlardandım. Her gerçeklerden kaçmak isteyişimde kapardım gözlerimi.

Canım acıdı. Canımı çok acıttın. Hep böyle mi kalacağız? Her yol sana mı çıkacak, çıkmaz sokaklardan sana mı sığınacağım? Herkes de seni ararken, çaresizce uzaklaşmak mıydı tek yol.

Daha ilk günleriydi, 'yok artık tek başımayım, anlıyor musun aptal'ı binlerce kez söylediğim zamanlar. Sarhoş olduktan sonra ilk senin adını yanlışlık fısıldadım, ona senin adınla seslendim. Utandım, gözyaşları bağışlatamazdı kendini bana. Ama o bağışladı beni, 'olur bazen öyle.' Seni aradım sen bu kadar bağışlayıcı olmazdın biliyorum.

Özledim, özledim, özledim, özledim, özledim... Tek kelime döndürebilecekken uzaklardan, 'ben de özledim ama' . Ahhh ne kadar acıydı bu laf 'özledim ama...'


Dün ilk kez seninle karşılaştım, aynı vurguyla aynı şeyleri söyledi bana. Seni hatırlattı, uzun uzun düşündürdü. Bir şans diyor, hayata ve bana bir şans ver!


Unutturabilir mi seni? Artık yaşadıklarımız anı tadında.

Hep böyle mi kalacağız?

Büyüyoruz sevgilim, ikimizde acılarla, anılarla en çokta sevgililerimizle...

12 Kasım 2009 Perşembe

NERDESİN-1

NERDESİN-1

Yolda telefonla konuşan adam bağırıyor, Nerdesin?
Duvarı yumrukluyor, kadırımlara attığı tekmeler...
O kadar acıyor ki canı, kanatamıyor hiçbirşey bedenini
Söylediği tek şey; Nerdesin?
Belki aldatılıyor, belki özlüyor, belki de basit bi soru
Arabesk şarkıların çetrefilli sorusu

NERDESİN???

Nerdesin şimdi?

Nerdesin şimdi?
Hangi binanın kaçıncı katında?
Kaçırdığım trenin hangi garında?
Sarı şeritlerin üzerinde mi yürüyorsun şu an, evet biraz önce değil şu an.
Biraz önce yoldan geçen arabanın içindeki sen miydin?
Ya karşımda durup gülümseyen...

Geleceksin, biliyorum ama
Nerdesin şimdi
yüzünün çizgilerini
tanımadığım adam?

14 Ekim 2009 Çarşamba

Kapattım kapıyı, ağırdan aldım bu sefer merdivenleri. Yetişme telaşım eksik, bekleyenim yok. Öylesine kapattım kapıyı, çıktım, indim, yürüdüm. Sebepsiz mutluydum, cevaplarını aradığım sorular yoktu.

Sonra tanıdık bir yüz hatırlattı seni. Konuştuk uzun uzun daha çok o söyledi birşeyler, dinledim. Dinledim mi acaba? Tek ortak noktamız sendin, bahsetmedik hiç. Hayat nasıl gidiyordu, hava ne kadar güzeldi. Ayrıldık sonra, hayır o ayrıldı. Arkasından bakakaldım, seni hatırladıp yürürken o. İnsanlar geçiyor, yürüyorlar ağırdan değil hızlı hızlı adımları. Hiçbirşey hatırlamıyorlar, dertleri hayat gailesi. Bende öyleydim biraz önce sonra karşılaştık. Tek ortak noktamız sendin hiç bahsetmedik senden. Aslından birkaç laf söylemek istedik ama sustuk. Söyleyecekleri vardı, bir adım daha yaklaşsaydım fısıldayacaktı kulağıma mutluluk hikayeni. Geri çekildim, hava, su , hayat gailesi oldu cümlelerim.

O, devam etti ama ben orada kalakaldım.

İyileşmeye yüz tutup yeniden kanayan yara gibi. Acı bağımlısı,tuz basmak yaraya. Yeniden yeniden hatırlattı herşey seni. Söylemek istediklerim yok,içimde sakladığım cümlelerim çoktan yol aldı. Nedenler etrafından dolaşıyorum,cevapsız bütün sorularım.

Kaçmak isterken rastladım tanıdık o yüze. İkimizinde tanıdığı yüzler. Yarısı sen diğer yarısı ben...

18 Ağustos 2009 Salı

sadece bir kez gördüğümü,
bazen çok isteyip bulamadığımı,
başka sefer hep yanıbaşımda olanı,
bilmiyorum,
bi sabah kalkıyorum
ve çok özlüyorum...

20 Temmuz 2009 Pazartesi

gece



Bazı geceler ağlamak için sebebe ihtiyaç yoktur.
Bazı geceler fazlasıyla hüzün kokar.
Şehrin ışıkları içteki yarayı açar, büyütür,
kaçacak yer ararken kendine çarparsın.
Düşman sensin, kaçıcak kuytu yok mecburen mecburiyetten başlar iç hesap.
Girişi, gelişmesi sonu yoktur, uzar gider...
Bazı geceler ağlamak için tek sebep ; gecedir ötesi yoktur.

17 Temmuz 2009 Cuma

-Çok değiştim
Bense hala aynıyım...

8 Temmuz 2009 Çarşamba

pardon

İsmini fısıldadım yanlışlıkla, daha çok alışkanlık belkide. Gözlerime baktı, yutkundum, fazlasıyla utandım 'pardon' diyebildim sadece.

Sarhoştuk, iki kişiydik ve sildik o anı orada.

Yanlışlıkla söylenmiş tek bir kelime iki kişi için yokederken şu anı, aynı kelime benim için kapısını aralıyor geçmişin.


pardon.

6 Temmuz 2009 Pazartesi

...

senin mutluluğun benim mutsuzluğum
olacak kadar uzaksa zaman
neyin hesabını yapıyoruz senle ben.

...

3 Temmuz 2009 Cuma




-Öldü.

-...
-...

-Yaklaş, küçük bir sır fısıldıyacağım sana;

"Acı kaldıramayacağın kadar ağır gelirse ruhuna, gökyüzüne bak ve el salla. Kaybettiğim tüm sevdiklerimi özlediğimde el sallıyorum gökyüzüne ve bana gülümsediklerini biliyorum. Acım biraz daha azalıyor, taa ki yeniden özleyene kadar..."

25 Haziran 2009 Perşembe

Kış gelsin.

Ben mutsuzken mevsimin yaz olmasının, her sabah küfür ederek yürüyorken kaldırımların yanındaki papatyaların, sevgili yoksa tatil planlarının, güneşsiz mavi bulutların, arayanı olmayan telefonun, bi parçayı tamamlamıyorsa şarkıların, dibimdeki aslında uzaktaysa yakındakinin, suyu eksik rakının, bağırıp-çağırmayacaksam sarhoş olmanın, zevk almıyorsam kahve-sigara ikilisinin, zorla söylenmiyorsa yalanların, öylesine söylenen 'seviyorum'ların bir anlamı yok!

Birbirinin nedeni-sonucu olmuşken anlamlar, yoksa mutlu olmak için nedenim çocukluğumdaki gibi masaaltında kaybolmalıyım biri gelip beni bulana dek...

21 Haziran 2009 Pazar

sen-ben-biz şimdi ben-sen-siz

Beni hatırladığınız için mutlu oldum. Şimdi iki yabancı gibi olsakta size kocaman sarılmak istedim. Önceleri zamanın büyüsünden bahsedenlere hafif bir nanik çeksem de şimdi size hakveriyorum. Haklısınız zamanın boyutu çok başka. Misal seni ben yaptı, beni sen sonra biz olduk. Sonra o oldun, o oldum. En ağır lafları bu esnada sarfettik.Şimdi sen siz, ben de biz oldum.

sen
ben
biz
ikimiz
sonrasında
sen
o
o
siz
ikiniz
ben
biz
ikimiz

Gizli olmayınından özne. Apaçık diyor ki, size 'beni hatırladığın için çok mutlu oldum.' Özne zamanla değişiyormuş öğrendim. Özne de zaman da daha fazla acıtmadan yok olsunlar si-zi-n-le!!!

19 Haziran 2009 Cuma

Korkuyor musun?

Bilmiyorum. Neden korkmam gerektiğini dahi.

Bir daha asla görememekten mi?
...

Mutlu olmasından?

Belki

Yalnız kalmaktan?

Bi süre sonrası için evet.

Zamanı durduramamak?

Bunu hiç istemedim. Gereksiz, aksın zaman.
Neden?

Yok nedeni, aniden duran kalp kadar korkutur aniden durmaya karar vermiş zaman.

Ölüm mü korktuğun?

Değil.

Ama kalbin durması...

Ölmekten değil korkum aniden olması. Ölüm içinde bir hazırlanma payı olmalı, sahne , dekor, son cümlelerim... Hepsini düşünmeliyim, replikler itinayla ezberlenmeli yavaş yavaş olmalı ölümde...

Shakespeare tragedyaları?

Hayat ve ölümün tek açıklaması.

Sen?

Varım-yokum-varım-yokum-varım-yokum-varım-yokum-var-yok-var-yok-yok-var-var-var-var-yok-var-var-var-yok-varımyokum. Burdayım şimdi, sonra geçmişteyim birazdan gelecek belki ama şimdi burdayım.

12 Haziran 2009 Cuma


Bazı insanların gözleri anlatır herşeyi. Seninkiler gibi. Hiç tanımıyorum seni belki yolda giderken çarpıştık. Hiç çarpışmadık da birbirini kaybetmiş iki muhtemel sevgili gibi -ince bir çizgi olan- kader karşılaştırdı bizi. Sanki varolduğumuzdan beri tanışıyormuşuz gibi bakıyor gözlerin. Tanışıyor olmak hafif kalıyor biliyorum! Hafif bi gülümseme ve gözlerin... Her zaman acelecidir adımlarım, hep geç kalanlardanım. Sana da geç kalıyorum!


Belki karşılaşmayacağız bir daha. Aramızda insanlar var ulaşamıyorum sana, sesini duyuyorum, kelimeler çıkmıyor ağızımdan. Kelimelere ne ihtiyaç, gözlerin anlatıyor aslında herşeyi. Şefkatle, tutkuyla bakan gözlerin. İlk fotoğrafını görmüştüm o köşedeki vazonun sağında. Sonraları aklımdaydı hep o fotoğraf, bu kadar kalabalık hayat içinde nasıl bir yalnızlıktı bu!


Kaçtım, aceleci bir adımı esirgedim. Yorgundum, farklıydık. Önemsizdi belkide.


Kader, iki ucu sihirli bir değnek!


İkimizde kaçarken birilerinden ve daha çok kendimizden yollarımız bir gün kesişir diye umuyorum...


S'e.

5 Haziran 2009 Cuma

'Ring Them Belss'

Unutmak, çok kolay olsa. Kendimizi kandırmak kadar kolay. Küçücük bir hapın içine sığsa tüm yaşananlar, suyla birlikte yol alsa kurtarsa bizi buhranlardan, korkulu rüyalardan, bekleyişlerden.

Gereksiz detayları hatırlamaktan, hesaplar yapmaktan, aynı şeyleri düşünüp aynı tepkiyi vermekten, ansızın çekip gidip arasıra yoklayanlardan, yaşananları hatırlatıp hayata dip not olanlardan sıkıldım.

Bob Dylan 'Ring Them Belss' derken unutmak istiyorum herşeyi, şu anda, bi sonrası değil burada bu saniyede.

'Unuttum' diyebilmeyi, tek çizgiyle silebilmeyi özledim...

1 Haziran 2009 Pazartesi





Birbirimize sarılıp ağladık. Bağıra bağıra ağladık, utanıp kendi içimizde hıçkırıklara boğulmadık. Bi süre sustuk. Gülmeye başladık, kahkalar attık.


Objeler ve mekanlar geçmişi hatırlatmak için varolurlar. Kırmızı oje, çok sevdiğim çiçekli elbise, onun diş fırçası, geçen kış aldığı şapka, çok hastalanmıştım aldığı ilaçların içinde bir not kağıdı; "İlaçların ne zaman içileceğini aşağıya not ediyorum. Sakın saatlerini geciktirme. Seni seviyorum."
Fazlasıyla unutuyorum. Not yazmış. Bazen sevdiğini de unutuyordum. İhanetini de. O da unuturdu. Ondan olsa gerek bi çöp kadın bi çöp adam çizip not etmişti "..... çok seviyorum". Hep unuturdu sevmeyi, bazen notlar hatırlatırdı sonra yine unuturdu.


Düğünler oluyor, sokakta çingeneler. Aralarına girip kayboluyorum onlardan biri olayım istiyorum, beni içlerine alıyorlar yokoluyorum onlar gibiyim bir an, boşveriyorum. Gökyüzü mavi, gözlerimi kapatıyorum hafif bi rüzgar, darbuka-klarnet sesi, kadınların kahkaları...


Famous blue raincoat, suzanne, ı'm your man, the future... Cohen geliyor şehrime. Çarşı yine çoşkulu (Beşiktaş şampiyon). Biraz daha seviyorum çingeneleri, Çarşı'yı, bu şehri, Cohen'i...

15 Mayıs 2009 Cuma

R...M' E

R...m'e...

Özlüyorum onu dedi. Mavi gözleri dolmuştu, akmadı orada kaldı yaşlar. Özlemeyi düşündüm hangisi ölü bir evladın acısı kadar çaresiz olabilirdi. Toprağını elime aldım sanki tenine dokunur gibiydim, bende oraya girip orada onunla kalmayı istedim dedi. Sustuk, bişey konuşmadık sonrasında.

Sen öleli beş yıl oluyor. Hayatlarımız değişti fazlasıyla. Özlemeyi özlem duymayı öğrendik hepimiz. Eskisi gibi yürekten gülemiyoruz hep eksik birşeyler. Hayal kurup, sığındıklarımız eksildi tek tek. Çok acı yaşadık. Büyümek bu dediler, sustuk.

Umutlarımız da oldu. Senin ölü bedeninden 1 yıl sonra gelen küçücük mucize umut oldu acılarımıza. Evet sana benzetiyoruz onu. Gözleri, dudakları, burnu aynı sen. Senin gibi gülüyor, senin gibi bize bir 'hıh' yapıp hazır cevaplar verişi. Görmeyi çok istediğin çok sevdiğin o kadının düğün telaşı var şu sıralar. Ama hep yarım yamalak mutluluklarımız.

Ben de aynıyım, çocukluğumuzdaki gibi masanın altında saklanıp duruyorum, korkutuyor beni burası. Korkularım var ama sevinçlerim de oluyor, umutlarım, hayallerim. Ve hala inanıyorum masallara...

Seni hiç unutmadık, anıyoruz sık sık. Ne suretin kayboluyor hafızadan ne sesin. Bizi izlediğini hissediyoruz, gökyüzüne el sallayışlarımız ondan.

Evladım, arkadaşım, kardeşim, canım rahatlıklar diliyorum sana...

7 Mayıs 2009 Perşembe

O kadın nasıl biriydi?
Saçları uzun muydu?Yoksa kısa mı?
Şaşırınca ya da kızınca gözlerini benim gibi kocaman açıyor muydu? Seni nasıl bu kadar üzebildi? O zamanlar sen lanet ederken ben de çok kızmıştım ona. Sana nasıl bu kadar acı verebildi diye. Halbuki hiç tanımadım onu, suretini bile bilmiyorum. Belkide suçlu sendin. Sana itiraf etmesem de hep düşündüm acaba nasıl biriydi? Benim gibi hayalkırıklıkları, güçsüzlükleri ya da hayalleri, düşleri var mıydı?

Sana aşık değildi, benimle karşılaşınca anlamıştın onu, hak vermiştin. Söylemiştin bir keresinde bıçak nasıl acıtırsa teni öyleydi o sözler. Şimdi acıtmıyor ama bazen hala akla düşüyor, "o kadın nasıl biriydi?". Kesişmeseydi yollarınız farklı mı olurmuydu herşey? Herşey diyorum hayatın, hayallerin, düşlerin, sen, ben.

Bunları okumadığını bilmenin rahatlığıyla yazıyorum yoksa yazamazdım. Utanırdım. Sözler boğazıma dizilir, yutkunur, aklımda bunlar varken dilim isyankar bir söylevle başka sözler söylerdi. Seni üzmek istemezdim.

Unutuyorum herşeyi, olağanlığın içinde kayboluyorlar. Ama akla düşüyor bazen "O kadın nasıl biriydi?" Geçmişte mi gelecekte miydi? Tek suçlu o muydu?

27 Nisan 2009 Pazartesi

yagmur


Hava karanlık sabaha rağmen. Sokaklar bomboş, duyulan köpeklerin uğuldumaları yalnızca. Köpeklerden korkarım insanlardan korktuğum kadar. Ama bazen hiçbir köpek uğuldaması içimdeki boşluk kadar korkutamıyor beni.

Birkaç damla yağmış yağmur, yerler ıslak, yağmur sonrası toprak kokusu. İçime çekiyorum havayı, toprağın kokusu çocukluğumu getiriyor akla. Unutuyorum geçen zamanı. Çocukkken yağmur yağdığında gizlice evden kaçtığım zamanları hatırlıyorum. Nasıl ıslanıp nasıl hasta olduğumu. Çocukken çok hasta olurdum ben. Soğuktan, yağmurdandı hastalıklar.

Daha sonraları ruhum hastalandı daha çok. Bazen yataktan kalkamayacak bazen yürümeyecek kadar bitkindi. Üşütmemiştim, mevsimlerden yazdı. Ayaklarım yürürken kaldırımlarda ya da bedenim uzanıp serilmişken en rahatından yatağa, huzursuzdu ruhum. Hastaydı.
Çocukken dizlerimde kabuk bağlayan yaraları kanattığımda duyduğum acıyı, içimde biyerlerde hissettim hep! Halbuki hiç düşmemiş gibiydim, sonraları hatırladım düşmüştüm, kanatmıştım ve dizimdeki yara gibi kabuk bağlıyordu herşey.

Bazen başka bir hayatta başka biri olabilmeyi diliyorum. Ya da aynı olup başka hayatta olabilmeyi ya da yaşadığım yerde farklı biri olabilmeyi.

Bazen senden çok fazla şey istiyorum, biliyorum.

20 Nisan 2009 Pazartesi

"bu kedilerin işi çok zor"


Kedileri hiç sevmem. Rahatlıkları, sırnaşmaları, nankör olmaları, karınları açıktığında miyavlamaları gibi ulvi hareketlerinden dolayı sinir olurum kendilerine. Aslında en çok onlara benzetilmekten dolayı kendimi görürüm onların her hareketinde. Kendimden ettiğim kadar onlardan da nefret ederim sonuç olarak.


Bu sabah ofisin kapısında geçen gün karnını doyurduğum kedi karşıladı beni, teşekkür için değil tabii ki karnı açıkmış yine sırnaşıp miyavladı. Yolda sigara yakacak kadar sıkkınken, küçücük bi kedi günün güzel geçeceğini müjdeledi. Zor dedim karşımdaki kadına, "bu kedilerin işi çok zor."

17 Nisan 2009 Cuma

yalnızlık...




Zamanı yetiremiyorum.


Uzun sonu görülmeyen bir tünel gibi karşımda dururken zaman, ben çaresizim. Sürekli koşuştururken, hayatı kaçırdığımı hissediyorum bazen. O gemilere binip çok uzaklara gitmek istiyorum. İlginçtir ki hayallerimdeki 'ben' hep yalnızdır o gemide. Bazı kadınlar farkında olmadan kendilerini hep yalnız hayal ederler.

Bazı kadınlar güvenemezler kimselere, eksildikçe birşeyler, çoğalır yalnızlıkları. O kadar çok insan varken yalnız hissetmek kendini ne kötü. Kötü olduğu kadar korkutucu korkutucu olduğu kadar fevkalade bişey yalnızlık...







10 Nisan 2009 Cuma

aile



Aile, bir kazadır Jessie...

Bu cümleyi duyunca öylece kalakalmıştım. Bazen olur ya, bi kelime vardır tam dilin ucunda. Ha hatırladım ha hatırlıycam derken çok sonra durduk yere hiç akılda yokken hatırlanır. Ardından omuzdan büyük bir yük kalkmışcasına bir hafifleme ve tuhaf bir gülümseme. Marshaa Norman'ın yazdığı ve Yıldırım Türker'in mükemmel türkçesiyle vücud bulan "İyi geceler Anne" yi izlerken böyle olmuştum. Çok acımıştı içim ama yıllarca aradığım birini bulmanın sevincini yok sayamam elbette. Bunu düşünmekten hep utanmıştım oysaki, bilmiyorum aile kutsaldı bir zamanlar benim için. Kutsallığı kurallardan değildi.

Çıkarlar, yoksayılmalar, vicdanın terki derken tam olarak aynısı değilse de o cümleye benzer bişeyler fısıldamıştım önceden. Ama bu cümle kadar vurucu değildi söylediklerim. Ama aradığım buydu. İstemediğim kişiyle arkadaş olmuyorum, aşk yoksa sevgilimi terkedebiliyorum, istediğim için yazıyorum. Ama aile öyle değil. Seçme özgürlüğünün olmadığı bir yer orası. Aynı zamanda zor zamanlarda sığınak. Kaçmak istedikçe girdabına alan, boğan, sıkan bir yer.

Aile, mücadelenin, savaşın alanı. Yaralandığım, kırıldığım, kalkmak istedikçe düştüğüm, benim ben olmama engel bir savaş sığınağı.

Oyundan;

mama: they wake up fast, jessie, if they have to. they don't matter here, jessie, you do! i do! we're not through yet. we've got a lot of things to take care of here. i don't know where my prescriptions are and you didn't tell me what to tell dr. davis when he calls or how much you want me to tell ricky or who i call to rake the leaves or . . .

jessie: don't try and stop me, mama, you can't do it.

mama: i can too! i'll stand in front of this hall and you can't get pass me! [they struggle] you'll have to knock me down to get away from me, jessie. i'm not about to let you. . .

jessie: 'night mother.


3 Nisan 2009 Cuma

papatyalar...




Elinde papatyalar vardı, kısa boylu, pala bıyıklı adamın. Kime götürüyor diye düşündüm uzunca. Sevgilisi, karısı belki de hasta ziyareti. Baharın geldiğini fısıldıyorlar, kara elli çingene kadının sepetinden. Masumiyetin çiçekleri diyorum onlara. Hep affetmenin karşılığı olarak geldiler bana, mutsuz zamanlarımda. Her geldiğinde biraz daha eksildi masumiyet. Kötü oldum, aldattım, acıdım, kendimden iğrendim, korktum, küçümsedim.

Halbuki ben hep mutlu olduğumda hatırladım onları. Kucakdolusu, vazoda en iyisi kökünden hiç koparılmadan bahçede, tarlada. Şimdi mutlu ediyor beni, kara elli çingene kadının sepetindeki papatyalar...

31 Mart 2009 Salı

boşluk

Görmediğim şehirleri, tanımadığım adamları özlüyorum.
Boşluk koskoca bi boşluk sadece...

27 Mart 2009 Cuma

müstehak...

Yaşadığım bu hayat müstahak bana, biliyorum.

Hayat, seçimlerden ibaret onu da biliyorum. Bilemediğim beyin-kalp ikilisinin birbirine tezat ilişkisi. Biri çimen, papatyalar, gökyüzü derken diğeri para, yazı, fikir satışı diyor.

İki benlik, iki kişilik olsam. Birimiz çayır çimen keyif çatarken, diğerimiz masa başında sevmediği insanlarla çalışsa. Biri tembellikten sıkılmasa diğeri çalışmaktan. Biri aptal aşık olsa hayatı boyunca diğeri aşkı tanımasa hiç.

O kadar çok maske taşıyorum ki, korkuyorum. Herkesin bir 'ben'i var. Herkes istediği 'ben'i seviyor. Kimi sessizliğimi, kimi fikirlerimi, kimi ellerimi-gözlerimi-dudaklarımı, kimi yüreğimi seviyor. Hepsi benim. "Nolur konuşsana denilen de benim, yeter artık sus, konuşma! denilen de. Gerçek, çok katmanlı çok derinde. Onu görebilene rastlamadım henüz.

Bi tek aşık olduğumda farklılaşıyor herşey. Başkalaşıyor yaşam. Olduğum gibiyim, gardımı alamıyorum, güçsüz oluyorum. En çok o zamanlar şah damarı kadar yakın oluyor ölüm. Halbuki aşıkken ölmek istemiyorum. Tanrı'dan insani bir istek sadece. Karşımdaki çıkarmadığından maskesini gerçeği göremiyorum her defasında. Bittiğini farketsem de görmezden geliyorum, acıtıyorum canımı.

Sonra acıyan gözleri gördüğümde anlıyorum maskeleri takma zamanı geldi. Usulca kabuğuma çekilip, uzaklaşıyorum. Acı. Araf bir durum. İki tarafın da canını acıtır; 'kimi zaman acımak kimi zaman acınılan olmak.'

Ondan geri kalanlar yeni bir 'ben' yaratıyor, benden habersiz.

Yaşadığım bu hayat müstahak bana, biliyorum...

Enstrümental

-
Aksın, içimde bir nehir gibi
Dolanan keder
Unuttuğum, unutmaya çalıştığım ne varsa
Bende durmasın
İçimde öyle çok ki, her gidenden
biriktirdiğim melekler
zaman insafsızlık etmese
kederin oyduğu tarafımı sana getirsem
kalem beni tutmasa, anlatsam sana
siyah, simsiyah bir engerektir zaman
ve kış neler eder insana
nasıl yarım bırakır, ayırır parçalara
sense kışı yaşamadın daha
reddetim bütün kesinlikleri
kalbim bu hayale bir daha inansın diye
siyah... değişmiyor,
siyah hala nehir içimde
ve kalbim anlamıyor
adalet yok, niye?
Yıktığım, atladığım, söndürdüğüm
Bir yangın yerindeyim
İçimde sadece, dediğim gibi
Her gidenden biriktirdiğim melekler
Kalbimin üstünde bir daha hançerEnstrümental / Birhan Keskin

istemek

bana acımanı istemiyorum (1)
bu kadar kötü müyüm? (3)
bu seninle ilgili değil, zamana ihtiyacım var (1)
mutlu olabiliriz, bunu istiyorum(2)
sadece bir şans ver (3)
mutlu olmak istemek, aşık olmak istemek, sevmek istemekistemek bazen tehlikeli bi sözcükistediğinle aranda engel bazen istemek...

şehirler...

Şehirler, yaşanmışlıklarıyla güzeldir. Orda hatırlanmaya değer anılarım olmasaydı, bir zamanların meşhur bataklık Ankarası benim için hiçbir anlam ifade etmezdi.-Ama bazı şehirlerin ruhu vardır. Senin olmayan anılarla sarmalar seni, içine alır, tuhaf duygular yaşatır. Kulağına gelen tanıdık şarkı tınısı gibi bir sıcaklık hissedersin, yaşanmışlık duygusu verir sana."-Başkalarının acısını ne kadar hissedebilirsin? Ya da mutluluğunu? Kendi öykünü yazar, ona üzülür, sarılırsın sadece. Ama kendi yaşanmışlıkların varsa en dibine kadar acıtır kalbini. Yavaş yavaş hatırlarsın neler yaşandığını, bir anda şimdiye kadar farkedemediğin ayrıntılar gelir gözünün önüne. Kendini, geçmişini bağışlarsın. Çünkü ancak zaman-mekan bir olup bahşeder sana bu büyülü bağışlanma törenini. Bu gerçekleşmezse tekrar tekrar yaşarsın her vücutla aynılarını. Düşün bi,'Her terkedilişte önceleri ayak basılamaz beraber gidilen yerlere. Sonra tesadüf ya da bilinçli ki tesadüf denilen de bilinçli bir olgudur aslında. Neyse sonra konuşuruz bunu. Sonraları acılarını unutmak için, gidebildiğini kendine kanıtlamak için kanatırsın tüm içindeki yaraları. O savaş anıdır işte. Geçmişle, kendinle herşeyle savaşırsın. Bu anı atlatabilirsen şanslısındır, ikinci gidiş sadece özlem içindir yaraların pansumanı için gereklidir. Bazen yılları alır bu an ancak başka hikayelerle kapatırsın üstünü... Diyorum ki, sadece kapatırsın üstünü hep öyle değil midir! Her hikaye diğerinin üstünü kapatır, takii bir gün ansızın karşımıza çıkana kadar. Şanslıysan çıkar tabii karşına. Çıkmadı mı kötü çok kötü..." .. . 10.2005


"Güneşli, yaz sabahı. Hafiften rüzgar. Elimde kahvaltı için alınmış birkaç poşet , sokağın köşesindeki çiçekçi, en sevdiklerim papatyalar. Yeni uyanmış sevgilinin sabah mahmurluğu, sıcaklığı, özlemi. Vazoya koyduğum papatyalar. O sabah ki mutluluk, esen rüzgar...".. . 08. 2008


O yeri geçip köprüden hızla ilerlerken araba, gözlerimi kapatıp aynı mutluluğu hissediyorum, Açtığımda tuhaf bir acı, daha çok sızı brlkide. Sonraları Mrs. Dalloway mutluluğu demiştim yaşanana. Bu söylediklerin geliyor aklıma. Diyecek sözüm yok..... .03. 2009